İnsanlık kurgusal gerçeklik yoluyla sembolleri, dinleri ve ideolojileri icat etti.
Yuval Noah Harari’nin “Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” adlı kitabında ifade ettiği gibi insanlık kurgusal gerçeklik yoluyla sembolleri, dinleri ve ideolojileri icat etti. Gelinen noktada sevsek de sevmesek de kabul etmemiz gereken şey kapitalizmin bütün bu icatlar arasında açık arayla insanlığın üzerinde gerçekleştirmiş olduğu hakimiyet.
Kapitalizmin göreceli bu başarısını sahip olduğu dinamik yapıyla açıklamak en doğru yol sanırım. Avusturyalı-Amerikan ekonomist Joseph Schumpeter’in, Karl Marx’ın çalışmalarından yararlanarak geliştirdiği yaratıcı yıkım kavramı bu dinamik yapıyı en iyi şekilde gözler önüne seriyor. 1942 yılında yayınlanan “Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi” adlı kitabında yer alan bu kavram, teknolojiyi kapitalist sistemin temeli olarak tanımlamakta ve gelişimini sağlayan motor güç olarak görmektedir.
Yüksek verimlilik amacı güden girişimciler, üretim tekniklerini sürekli yenileyerek eskinin tasfiye edilmesini ve kapitalist ekonominin süregelen dönüşümlerle yenilenmesini sağlamaktadır. Belirsizliğin insan psikolojisi üstündeki olumsuz etkileri ve güvensizlik ortamı oluşturması dikkate alındığında toplumun çoğunluğunun mevcut sistemi korumaya meyilli olduğu öngörülebilir.
Schumpeter’in girişimcisi nitelikleri ile toplumun genelinden ayrılmaktadır. Bu noktada Schumpeter Nietzsche’nin toplumsal sınıflandırmasından (“halk ve üstinsan”) yararlanmaktadır. Nietzsche’nin üstinsan olarak nitelediği önemli ve üstün özelliklere sahip birey, Schumpeter’in girişimcisi ile örtüşmektedir. Girişimci bireylerin sağladığı yenilik, ekonomik ve sosyal yapının dinamik olmasını sağlamakta ve rekabetçi bir ortamın yaratılmasını sağlamaktadır.
Ekonomideki denge istisnaidir, her yenilikle beraber gelen yapısal değişimlere uyum sağlayanlar ayakta kalacak ve oluşan rekabetçi yenilik gelişime neden olarak yeni bir denge düzeyine ulaşımı sağlayacaktır.

Yeniliklerin sonucu olarak yeni girişimciler ortaya çıkacaktır. Yeni girişimciler kapitalist sisteminin devamlılığı ve genişlemesi için şarttır. Ancak Schumpeter’e göre yenilikler için piyasada tekelleşme kaçınılmaz bir durumdur. Bireysel girişimcinin yerini ar-ge faaliyetlerini arttırarak kar maksimizasyonu hedefleyen tekeller almıştır. Yeniliklerin topluma fayda sağladığı yadsınamaz, ancak tekellerin hakimiyetinin toplumun genel refahı ve sosyal dengeye olumsuz etki yaptığı açıktır.
Marx’ın çalışmalarından yararlanan Schumpeter, kapitalizmin tarihi gerekliliği konusunda Marx ile aynı fikirdeydi, ayrıldıkları nokta ise; Marx kapitalizmin iç çelişkileri sonucunda başarısızlıkla tarihin tozlu sayfalarında yerine alınacağını düşünürken, Schumpeter’in kapitalizmin başarısı neticesinde yerini sosyalizme bırakacağıdır.
Tekelleşme, karlardaki azalış, maddi kazanç yanında manevi yoksunluk girişimci ruhu köreltecek, dinamik yapı yavaşlayacak, bürokratikleşme artacak ve köhneleşen sistem tasfiye olacaktır.
Günümüz dünyasına baktığımızda yapay zekanın önümüzdeki sürece damga vuracağı ve üretim sürecinde insana olan ihtiyacın azalacağı öngörülebilir. Harari’nin ifade ettiği gibi bir “gereksizler sınıfının” ortaya çıkması da muhtemel görünmektedir. Mevcut ekonomik sistemler bu gelişmelere ne kadar yanıt verebileceği tartışılabilir. Ancak bu bağlamda belirli bir sınıfın refahı mı, yoksa toplumsal refahın mı tercih edileceği kilit nokta olarak kalmaya devam edecektir.
Teknolojinin gelişme hızına insan doğasının ayak uyduramaması neticesinde yabancılaşmanın artığı bir dünyada yeni bir ortak payda hikayesi yaratarak yol almak en doğru yol olacak gibi görünüyor.
Hermann Hesse’nin ifade ettiği üzere “Henüz insan aşamasına ulaşmış değiliz, yalnızca insanlığa giden yolun üzerindeyiz.”
Burak Gürdal
Görseller
thenation.com, knowitalltoknownothing.com
