Çalışırken incelediğim bir kitap aklıma geldi.

Size de bazı ilginç bilgiler aktarayım dedim.

Şehzade, sultan ve hanedan mensupları istedikleri yerde yalı veya köşk yaptırabildikleri halde daha çok Beşiktaş, Ortaköy ve Kuruçeşme sahillerini seçmişler.

Sadrazamlar ve vezirler Bebek’te, ilmiye sınıfı Rumeli Hisarı, Hristiyanlar ve Yahudiler Arnavutköy ve Kuzguncuk’ta, zengin Rumlar, Avrupalı diplomatlar ve Ermeniler Yeniköy ve Tarabya’da, din adamları ve ilim adamları Beylerbeyi’nde oturmuşlar.

Osmanlı döneminde yeşil korularla boğazın arasında kalan yalılar doğanın bir parçası haline gelmiş, o dönemki yalı sakinlerinin ayrıcalıkları da varmış. Denize uzanan cumbalardan balık tutuyor, deniz tarafındaki odanın halısının altındaki ahşap kapağı kaldırınca denize giriyor, sandallarla geçen satıcılardan sepetler sarkıtarak alışveriş yapabiliyor, kayıkla yalının kapısına kadar gelebiliyor, bu sebeple yalıların suyla temasının kesilmemesine çok önem veriyorlarmış.

Osmanlı döneminde yalıların rengi önceden belirleniyormuş. Aşı rengi denen kırmızı renkli yalılar devlet adamlarının, açık renkli yalılar Müslümanların, gri ve tonlarındaki yalıların gayrimüslimlerin yalıları oluyormuş, bu kurallara uymayanların yalılarına el konuluyor, kendileri de sürgüne gönderiliyormuş. Ne saçma değil mi..

Benim en sevdiğim yalıysa Anadolu yakasında Vaniköy’deki Kadınefendiler yalısının yanındaki şu minik yalı. Beyaz panjurlu olan.

O kadar güzel ki; tek kat, Boğaz’ın içindesin, diğerleri gibi devasa olmadığından çok daha zevklidir sanırım su kenarında oturup kitap okuması, 2 oda 1 salon mudur nedir, çok hoşuma gidiyor.

İyi Günler