Contemporary yarın başlıyor, yine instagramda binlerce fotoğraf ekranımıza yağacak. 

Dikkat edin gereğinden fazla popülerlerden Ahmet Güneştekin yine revaçta olacak. Neyse, ben size bir oryantalistten bahsedeyim bu akşam, değişiklik olsun. Geçen gün Harbiye’de iki mülkün değerlemesine giderken sanatın içinde, işin ustası bir arkadaşımla sohbet ediyordum.

“Fulya kimbilir, belki iyidir, Osman Hamdi’nin Kaplumbağa Terbiyecisi de orada bir evden çıkmıştı unutma” dedi.

Tablonun ilginç hikayesini sizin için derledim. İlk ve ikinci versiyonu, esinlendiği düşünülen gravürün fotoğraflarını da ekledim. Umarım seversiniz, buyrun..

Saim Birkök

1959 yılı. Şişli’deki bir köşk, polis ekiplerince mühürlendi. Bu evde ünlü bir armatör yaşıyordu. Hayatı boyunca hiç evlenmemişti. Askerlik arkadaşının kendi adını verdiği oğlunu evlat edindi. Onu yetiştirmeye çalıştı. Okuması için İsviçre’ye gönderdi. Bütün servetini ve sahip olduğu tersaneyi ona bırakmayı düşünüyordu. Ancak Balat’taki tersanede çıkan bir tartışmada manevi oğlunu tek kurşunla öldürdü. Bu olay yaşandığında Saim Birkök 76 yaşında, ölen manevi oğlu Saim Gökoğlu 45 yaşındaydı.

1960 yılının ilk ayları. Profesör Mustafa Cezar, bir araştırma sırasında, Şişli’de mühürlü bir evde, sanatsal değerinin yanında tarihi değeri de yüksek olan, kırktan fazla tablonun varlığını öğrendi. Köşkün sahibi Saim Birkök, resme meraklı bir sanatseverdi. Ancak işlediği cinayetten dolayı Sultanahmet Cezaevi’nde yatmaktaydı. Profesör, tabloların fotoğraflarını çekmek için köşkün sahibinden izin almak zorundaydı. Hapishaneyi ziyaret edip Saim Birkök’ten izni aldı. Mühürlü kapı açıldı. Kapı aralanıp ışıklar yanınca, toz toprak arasından muhteşem bir hazine çıkmıştı.

“Kaplumbağa Terbiyecisi” başta olmak üzere beş tanesi Osman Hamdi Bey’e ait kırk tablo gün yüzüne çıkmıştı.

Tabloların fotoğrafları çekildi. Sonra köşkün kapısı tekrar mühürlendi. Profesör Mustafa Cezar, çektiği bu fotoğrafları kitabında yayınladı. Böylelikle ilk defa bu tablonun gerçek bir görüntüsü ortaya çıkmıştı.

1961 yılı. Kanser hastası Birkök, durumu ağırlaştığı gerekçesi ile salıverildi. Zaten bir süre sonra vefat etti. Arkasından büyük bir miras kavgası başladı. Tablolar, anlaşmazlık durumundan dolayı Resim Heykel Müzesi’ne teslim edildi. Kaplumbağa Terbiyecisi de, 20 yıl kadar sonra, açık artırmayla Erol Aksoy’un eline geçecekti.

Erol Aksoy, tabloyu sahibi olduğu İktisat Bankası’nın koleksiyonuna ekledi.

12 Aralık 2004 Pazar. İktisat Bankasının koleksiyonunda olan “Kaplumbağa Terbiyecisi” isimli tabloya, bankanın batması sebebiyle TMSF tarafından el konulmuştu. Müzayede başladığında çekişme yeni kurulan iki müze arasında geçiyordu; İstanbul Modern ve Pera Müzesi. 5 milyon liraya Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi tarafından satın alındı. Yapıtın bugünkü değerinin ise 15 milyon TL olduğu düşünülüyor. Eserin 2. versiyonu ise Simavi koleksiyonunda ve yaklaşık değerinin 6 milyon TL olduğu tahmin ediliyor. Kaplumbağa Terbiyecisi, hem maddi değeri hem de anlamı ve arkasındaki soru işaretleriyle konuşulmaya devam edecek.

Tabii Osman Hamdi Bey de yapıtları ve hizmetleriyle hatırlanmaya..

Çağdaş Türk Müzeciliği

Türk sanat ve düşünce hayatına büyük katkılar sunmuş Osmanlı Devleti’nin son döneminin büyük entelektüellerindendir. Aynı zamanda Türk resminin en meşhur ve en pahalı tablosu olan “Kaplumbağa Terbiyecisi”nin ressamıdır. 30 Aralık 1842’de İstanbul’da dünyaya gelen Osman Hamdi Bey, ülkenin eğitim için yurt dışına gönderilen ilk öğrencilerinden ve ilk maden mühendislerinden olup, sadrazamlığa kadar yükselen İbrahim Ethem Bey’in oğludur. Paris’te hukuk eğitiminin yanı sıra resim ve arkeoloji eğitim de aldı.

İlkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başlar. Oğullarının da kendi gibi yurt dışında öğrenim görmesini isteyen baba İbrahim Ethem Bey, onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris’e gönderir. Fakat güzel sanatlara duyduğu ilgi, onu dönemin ünlü ressamlarından dersler alarak resim çalışmalarına yöneltir. Ayrıca eğitimi sırasında arkeoloji dersleri de alır. Paris’te kaldığı süre içerisinde açılan Paris Sergisi’nde de görev üstlenir. Osman Hamdi Bey’in, Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e gönderir. Bu üç isim, batılı anlamda Türk resim sanatının ilk kuşağını oluştururlar.

1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, Osman Hamdi Bey’i Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğüne tayin eder. Okul binasını Mimar Alexandre Vallaury ile birlikte tasarlarlar. Binanın yapımı ve akademik kadronun kurulmasının ardından okul 2 Mart 1883’te öğretime açılır. Osman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girer. Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınan eserlere burası da yetersiz gelince, devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirir. Müze-i Hümayun, arkeoloji ağırlıklı bir müze olmuştur. Koleksiyondaki silahlar ve askeri teçhizatlar Aya İrini’de bırakılır ve bugünkü Askeri Müze’nin temeli olan bu yeni müze, 1908’de ziyarete açılır. Osman Hamdi Bey’in İstanbul dışındaki kentlerde kurdurduğu eser depoları ilerde kurulacak bölge müzelerinin temelini oluşturur. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başlar.

Tüm bu çabaları, onu çağdaş Türk Müzeciliği’nin kurucusu yapmıştır.

Aynı zamanda ilk Türk arkeologu olarak kabul edilen Osman Hamdi Bey, çok önemli bir eser olarak kabul edilen İskender Lahdi'ni bulmuştur.

İskender Lahdi, MÖ 4. yüzyıla ait, Sidon Kralı Abdalonymos’a ait olduğu düşünülen kral lahdidir. Uzun cephesinde Makedonya Kralı Büyük İskender’in Perslerle yaptığı savaşlara ilişkin rölyefler bulunduğu için “İskender Lahdi” adıyla tanımlanmıştır.

Osman Hamdi Bey tarafından 1887 yılında Sayda’daki (eski adi Sidon) kral mezarlarında yapılan arkeolojik kazılarda bulunmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde bulunan en önemli eser olarak kabul edilmektedir. Dönemin zorlu şartlarında dahi yılmadan çalışan Osman Hamdi Bey, tarihi eserlerin korunması hakkında kanun düzenlemeleri hazırlar. Hazırladığı kanun düzenlemesini zor da olsa II.Abdülhamit’e sunmayı başarır ve bu alanda mesafe kaydeder.

Günümüz Türkiye’sinde bile sanata dair işlerin bürokraside yarattığı etkiyi düşününce zor işler hakikaten. Osman Hamdi Bey, ayrıca Kadıköy’ün ilk belediye başkanıdır. 1875 yılında Kadıköy’ün ilk belediye başkanı olarak görevlendirilir ve bu görevi bir yıl sürer. 1881’de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atanır.

Kaplumbağa Terbiyecisi

Etekleri işlemeli kırmızı kıyafetli sakallı adam (derviş), ellerini kalça hizasından arkaya alarak ney tutmakta. Belini hafiften öne doğru kırmış, başı önüne bakıyor. Bu, adama olgun fakat aynı zamanda yorgun bir görüntü vermiş. Başına gelişigüzel sardığı yemenisinin üzerine dervişlerin kullandığı arakiye adlı başlığı takan figürün sırtında (pek çok yorumcuya göre) nakkare ya da kudüm adlı verilen bir çeşit davul asılı. Boynundaki kıskaç biçimli nesne, kimine göre ud çalmak için kullanılan mızrap, kimine göreyse nakkareyi çalmak için kullanacağı baget.

Bunlar, Mevlevî musikisinin icrasında kullanılan dört önemli enstrümandan ikisi. Nekkare Mevlevî musikisinin temel enstrümanlarından birisidir. Ney ise Mevlânâ’nın Mesnevî’nin başında bahsedecek denli önemsediği bir müzik aletidir.

“Dinle ki, neyden şikayet ediyor; ayrılıkları hikaye ediyor…” Ney huzurdur, sabırdır…

Zeminde ise toplamda beş kaplumbağa görüyoruz. Yeşil yaprakları yiyen bu kaplumbağalar, derviş tarafından eğitilmektedir. Kaplumbağalarla ilgili rivayet ise şöyle; Lâle Devri’nde açık havada yapılan eğlencelerde kaplumbağaların sırtlarına mumlar dikilir ve bunlar bahçede gezinmeye bırakılırmış. Bu manzara da saray erkanının hoşuna gidermiş…

Burası Bursa’daki Yeşil Camii. 1390’ların sonunda tamamlanan ve Osmanlı Mimarisi‘nin en değerli örneklerinden biri sayılan camideki çinilere ve hat sanatını görüyoruz.

Osman Hamdi Bey’in tablonun ilhamını nereden aldığı ve anlamına dair çeşitli görüşler mevcuttur. Osman Hamdi Bey’in bu tablosu, özellikle ilham kaynağına dair net bilgilerin olmadığı dönemde, geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun hâlini anlattığı şeklinde yorumlandığı olmuştur. Kaplumbağaların esin kaynağının, Lâle Devrindeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür. Bir yoruma göre, Sanay-i Nefise, Asar-ı Atika Müzesi, Duyun-u Umumiye gibi birçok kurumu kurmak ve yönetmek görevini üstlenen Osman Hamdi Bey, tabloda kendini terbiyeci, kendi iş yapış biçimine uyum gösteremeyen astlarını ise yemeğe ulaşmaya çalışan kaplumbağalar olarak göstererek, onları hicvetmektedir. Bir başka yoruma göre kaplumbağalar değişime direnen halkı sembolize etmektedir. Düşünceli biçimde dikilen adam, sabır gerektiren zor bir iş olan kaplumbağaları terbiye etme işini, elindeki ney ve sırtındaki nakkareyi çalarak başarmayı ummaktadır. Terbiyeci Osman Hamdi Bey’in kendisidir. Bu yorum terbiyecinin zorlu işi elindeki müzik aletleriyle halletmeye çalışması, Osman Hamdi Bey’in de değişime direnen bir toplumu sanat yoluyla çağdaş seviyeye getirmeye çalıştığını, bu yüzden sanat okulu ve müze açma girişiminde bulunduğunu vurgular.

Bir diğer iddiaya göre Osman Hamdi Bey, Tour du Monde isimli Fransızca bir derginin 1869 tarihli sayılarından birinde gördüğü bir gravürden esinlenerek bu tabloyu çizmiştir.

Tablonun ikinci versiyonunun, 2009 yılında Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki bir sergide sergilenmesi sırasında, tablonun ilham kaynağına dair yeni bir iddia öne sürülmüştür. Buna göre Osman Hamdi Bey, “Tour du Monde” isimli Fransızca bir derginin 1869 tarihli sayılarından birinde gördüğü bir gravürden esinlenerek bu tabloyu çizmiştir.

L. Crépon tarafından bir Japon gravüründen esinle çizilmiş olan bu resim, dergide Charmeur de tortues (Kaplumbağa Terbiyecisi) adıyla basılmıştır. Resimde, Osman Hamdi Bey’in tablosundaki terbiyeciye benzer şekilde giyinmiş yaşlı bir terbiyeci, elindeki ufak davulu çalarak bir grup kaplumbağanın bir masanın üzerine çıkmasını sağlamaya çalışmaktadır. Osman Hamdi Bey, 13 Temmuz 1869’da Bağdat’tan babasına gönderdiği mektupta, “Bana yollamış olduğunuz Tour du Monde’u okudum” demektedir. Osman Hamdi Bey muhtemelen 1869 yılının ilk cildini okumuştur ve Kaplumbağa Terbiyecisi’ni çizerken bu gravürden etkilenmiş olabilir.

Osman Hamdi Bey 1907 yılında resmin 2. versiyonunu yapmıştır. Peki neden? Bir iddia eserine verdiği önem dolayısıyla. Böyle olmasa dahi diğer oryantalist ressamlar gibi Osman Hamdi Bey’in de herhangi bir tablosunu birden fazla defa çizmiş olması normal karşılanmaktadır. Bir yıl arayla çizilen tabloların genel kompozisyonu oldukça benzerdir. Bu versiyonda ayrıca, resmin Ahmet Muhtar Paşa’ya ithaf edildiğine dair, ressamın el yazısıyla yazılmış bir not da vardır.

Peki, iki resim arasındaki farklar nelerdir? İkinci versiyonda ilkinden farklı olarak beş yerine altı kaplumbağa bulunur. Ayrıca terbiyecinin sağındaki duvarda çerçeveli bir hat ile cam kenarında bir testi durmaktadır.